Takıntılı Düşünce

Takıntılı Düşünce

Takıntılı düşünce, zihnin istem dışı olarak aynı düşünceyi tekrar tekrar üretmesi ve kişinin bu düşüncelerden uzaklaşmakta zorlanması durumudur. İnsan zihni, gün boyunca binlerce düşüncenin uğradığı devasa bir istasyon gibidir. Bu düşüncelerin çoğu gelir ve geçer. Ancak bazı düşünceler düşünceler raylarda takılı kalır. Gitmezler ve her geçen saniye daha da yoğunlaşarak zihnin merkezine yerleşir.

Takıntılı düşünceler aklımızdan atmak istediğimiz ama bir türlü gitmeyen, tekrarlayıcı, rahatsız edici ve genellikle kişinin kendi değer yargılarımızla çelişen düşüncelerdir. Mantıksız olduğunu bilsek de sürekli gelen düşünce örüntüleridir. Genellikle kişinin kendi inançlarıyla uyuşmayan, istenmeyen düşüncelerdir. Kişi bu düşüncelerin saçma veya aşırı olduğunu fark edebilir, ancak onları durdurmakta zorlanır. Mantıklı bir açıklama yapılsa bile varlığını sürdürür. Takıntılı düşünceler psikolojide özellikle Obsesif Kompulsif Bozukluk kapsamında ele alınır.

Takıntılı düşüncelerin en belirgin özelliği, tekrarlayıcı ve kontrol edilemez olmalarıdır. Kişi ‘onu düşünmemeliyim’ diye kendini zorlarsa, düşünce daha güçlü şekilde geri döner. Bastırmaya çalışmak onu daha da kalıcı hale getirebilir. Takıntılı düşüncelerin ortaya çıkmasında birçok etken vardır. Genetik yatkınlıklar, beyin kimyasındaki (özellikle serotonin) dengesizlikler takıntıların zeminini hazırlar. Özellikle stres, aşırı kontrol ihtiyacı ve travmatik yaşantılar bu düşüncelerin artmasına neden olabilir.

Takıntılı düşünce zihne girdiğinde (obsesyon), kişide yoğun bir kaygı ve huzursuzluk yaratır. Kişi bu kaygıyı azaltmak için bazı

Takıntılı Düşünceler Nelerdir?

Takıntılı düşünceler kişide “bunu neden düşünüyorum?” hissi yaratır. En yaygın görülen takıntılı düşünceler; kirlenme ve temizlik takıntıları, kontrol etme takıntıları, zarar verme korkusu, ilişki takıntıları, düzen ve simetri takıntıları, dini ahlaki takıntılar, sürekli düşünme. Psikolojide bu tür düşünceler obsesyon olarak adlandırılır. ‘Kapıyı kilitledim mi?’, ‘Ocağı kapattım mı?’, mikroplardan aşırı korkma, sürekli elleri yıkama isteği, sevdiklerine veya başkalarına istemeden zarar verme korkusu, günah işleme, yanlış bir şey yapma korkusu gibi düşünceler ve düşüncelerin geliştirdiği davranışlar bunlara örnek sayılabilir.

Takıntılı düşünce zihne girdiğinde (obsesyon), kişide yoğun bir kaygı ve huzursuzluk yaratır. Kişi bu kaygıyı azaltmak için bazı tekrarlayan ve bu düşünceleri destekleyen eylemlerde (kompulsiyon ritüellerinde) bulunur. Bu eylemler geçici bir rahatlama sağlasa da aslında beyine ‘bu düşünce tehlikeliydi ama bu eylemi yaparak kurtuldun’ mesajını verir. Böylece, düşünceler bir sonraki sefer daha yoğun bir şekilde geri döner ve bir döngüye girer.

Her obsesyon bir takıntılı düşüncedir. Ama her takıntı hastalık değildir. Düşünceler yoğunlaştığında ise Obsesif Kompulsif Bozukluk ile de ilişkili olabilir.

Takıntılardan Kurtulmak

Günümüzde psikoloji, takıntılı düşüncelerin yok edilmesinden ziyade, onların etkilerini azaltmak üzerine odaklanmıştır. Takıntılı düşüncelerle baş etmede en etkili yaklaşımlardan bir tanesi Bilişsel Davranışçı Terapidir. Bu yaklaşım kişilerin duygu düşünce ve davranış üçlüsünü anlamasını sağlar. BDT’ye göre problem, düşüncede değil, bireyin o düşünceye yüklediği anlamda saklıdır. Örneğin, ‘Birine istemeden zarar verebilirim’ düşüncesi, gerçekte böyle bir şey mümkün değilken, birey bunu gerçekleşebilen bir olay olarak yorumladığında kaygı düzeyi artar. Bu nedenle birey terapi sürecinde düşüncelerini yeniden yapılandırmayı öğrenir.

BDT’nin önemli bir alt yöntemi olan maruz bırakma ve tepki önleme terapisi, takıntılarla mücadelede altın standart olarak kabul edilir. Bu yöntemde birey, korktuğu düşünceyle yüzleştirilir, bu sırada geliştirdiği kompulsif davranışları yapması engellenir. Zamanla kişi, kaygının azaldığını deneyimler ve bu da düşüncelerin yoğunluğunu azaltır.

Bununla birlikte, farkındalık temelli yaklaşımlar da oldukça etkilidir. Özellikle, Mindfulness Temelli Terapi, bireyin düşüncelerini yargılamadan gözlemlenmesini öğretir. Bu yaklaşımdaki amaç, düşünceleri bastırmak değil, onların gelip geçici zihinsel olaylar olduğunu fark etmektedir. Araştırmalar, mindfulness uygulamalarının obsesif düşüncelerin yarattığı kaygıyı azaltmada önemli katkı sağladığını göstermektedir.

Davranışsal stratejiler de tedavi sürecinde önemli rol oynar. Bireyin düşünceyle savaş halinde olmasından ziyade onu kabul etmesi, paradoksal olarak düşüncenin etkisini azaltır. ‘Düşünmemeliyim’ şeklindeki düşünceyi bastırma biçimi, tam aksine daha çok ortaya çıkmasına neden olur. Bastırmaya çalışırken yapılan en büyük hatalardan biri, o düşünceyi yok etmeye çalışmaktır. Sosyal psikolojideki ‘Beyaz Ayı Deneyi’ bunu açıklar. Birine ‘önümüzdeki beş dakika içinde beyaz bir ayıyı düşünme’ derseniz, o kişi zihninde sadece beyaz ayıyı düşünmeye başlar. Takıntılar da böyledir; bastırılan her düşünce, sonunda daha büyük bir patlamayla geri döner. Bunun yerine, düşünceye ‘bu sadece bir düşünce’ şeklinde yaklaşmak daha sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarır.

Sonuç olarak, takıntılı düşüncelerden ‘tamamen kurtulmak’ yerine, onları yönetmeyi öğrenmek daha gerçekçi bir hedeftir. Takıntılı düşünceler, doğru yöntemlerle ele alındığında kontrol edilebilir ve bireyin hayatına müdahale eden bir güç olmaktan çıkar.

Unutmayın; sizi tanımlayan şey zihninizden geçen kontrolsüz düşünceler değil, o düşüncelere rağmen seçtiğimiz eylemlerdir. Zihnimiz ne kadar karışık olursa olsun, her zaman bir çıkış yolu vardır.

Takıntılı Düşünce