Kendini yetersiz hissetmek, insanın içinde bazen sessizce büyüyen, bazen de bir anda ortaya çıkıp tüm özgüvenini gölgeleyen o tanıdık duygudur aslında. Birçok kişi bunu tarif ederken “Sanki ne yaparsam yapayım yetmiyor gibi geliyor” der. Hani bazen bir şeyden emin olamazsın, o iç ses sürekli bir şekilde kendini sorgulatır ya… İşte bu duygu tam da öyle bir noktadan beslenir. Kişi kendi çabasına, deneyimine ya da birikimine rağmen “acaba yeterli miyim?” sorusuna takılıp kalır. Çoğu zaman dışarıya güçlü görünür ama içten içe attığı adımların hep eksik kalacağı korkusunu taşır.
Kendini yetersiz hissetmek hissi bazen geçmişte duyduğu bir sözden, bazen bir kıyaslamadan, bazen de kendi kendine koyduğu yüksek standartlardan kaynaklanır. Örneğin çocukken “Biraz daha iyi yapabilirdin” cümlesi defalarca tekrarlandığında, yetişkinlikte bile aynı ses insanın zihninde yaşamaya devam eder. Bazen de kişi çevresinin yoğun tempoda ilerlediğini görünce kendi adımlarını yavaş ve etkisiz zannetmeye başlar. Hâlbuki çoğu zaman bu, gerçeği yansıtmaz; duygunun yarattığı bir perde gibi insanın kendi potansiyelini görmesini engeller.
Bu yüzden yetersizlik hissini yaşayan biri, aslında içinden geçenleri ifade edebilse büyük ihtimalle şöyle diyecektir: “Elimden geleni yapıyorum, ama sanki kimse görmüyor… Belki de ben yanlış yapıyorum.” Oysa çoğu zaman mesele yanlış yapmak değil; kendine yeterince alan açamamaktır. Kişi iç dünyasında biraz durabilse, kendine kulak verebilse bu duygunun geçici olduğunu fark eder. Ama işte tam da bu noktada insan genelde kendine karşı en acımasız hâlini takınır. Bu duygunun çözülmesi de genellikle kendini anlamaya başladığı, kendine karşı şefkatli olmayı öğrendiği yerde başlar.
Kendini Değersiz Hissetme Neden Olur?
Kendini değersiz hissetmek, zaman içinde kişinin kendi değerini sorgulamasına da yol açabilir. Kendini değersiz hissetmek dediğimiz şey, insanın bir noktada “Ben ne kadar önemliyim gerçekten?” diye içten içe düşündüğü o kırılgan anlarda belirir. Birçok kişi bunu anlatırken “Sanki görünmezim” ya da “Benim ne düşündüğüm çok da fark etmiyor gibi” ifadelerini kullanır. Bu duygu çoğu zaman dışarıdan alınan küçük ama etkili mesajlarla başlar. Ailede duyguların geçiştirildiği bir ortamda büyümek, başarıların yeterince takdir edilmemesi, bir ilişkinin içinde sürekli geri planda kalmak… Hepsi birer iz bırakır.
Kimi zaman tek bir cümle bile bu duyguyu yıllarca taşınan bir yük haline getirebilir. Mesela bir öğretmenin “Senden pek bir şey olmaz” gibi bir yorumunun, üzerinden on yıl geçmiş olsa bile hâlâ içte bir yerlerde yankı bulduğunu çok sık duyarız. İnsan böyle durumlarda kendi değerini ölçmek için hep dışarıdan onay beklemeye başlar. “Beğenildiysem iyiyim, onaylandıysem değerliyim” gibi koşullu bir denklem kurar. Bu da ilişkilerde kırılmaya, kendini geri çekmeye, hatta bazen kendi ihtiyaçlarını önemsememeye neden olur.
Bugün sosyal medya da bu hissi tetikleyen önemli kaynaklardan biri haline geldi. Herkesin hayatı ışıl ışıl görünürken kişi kendi hayatını sanki hep daha eksikmiş gibi algılayabiliyor. Oysa dışarıda gördükleri sadece bir vitrin; ama insan zihni bunu fark etmekte çoğu zaman zorlanıyor. Böylece değersizlik hissi fark edilmeden günlük yaşama yerleşiyor ve kişi kendi varlığını geri plana atmaya başlıyor.
Tüm bunların ortak noktası şu: Değersiz hissetmek, kişinin kendine dair taşıdığı yanlış ve ağır inançların bir sonucudur. Bu inançlar zamanla değişebilir; ama önce fark edilmeleri gerekir. Kişi kendine “Ben aslında ne yaşıyorum?” diye sormaya başladığında dönüşümün ilk adımı atılmış olur.

Bir İnsan Kendini Neden Yetersiz Hisseder?
Bir insanın kendini neden yetersiz hissettiğini anlamaya çalıştığımızda, çoğu zaman hayatın içinde fark etmeden biriktirdiğimiz küçük ama etkili deneyimlerin izlerine rastlıyoruz. Bazı kişiler çocukluklarında sürekli başkalarıyla kıyaslanmış oluyor; “bak o başarmış, sen neden yapamıyorsun?” gibi cümleler zamanla zihinde yer ediyor. Kimileri evde yaptığı en küçük hata yüzünden bile fazla eleştirildiği için büyüdükçe hata yapmaktan korkar hale geliyor. Bazen yaşanan bir başarısızlık, bir öğretmenin sert bir yorumu ya da ergenlik döneminde duyulan bir alay bile insanın zihnine “yetmiyorum” duygusunu kazıyabiliyor. Sosyal medyanın sürekli başarı ve mükemmellik gösteren atmosferi de cabası… İnsan kendi hayatına bakınca hep bir şeylerin eksik olduğunu sanıyor. Hele ki iç ses zaten sertse, en ufak aksilikte bile “yine başaramadın” diye yankılanıyor. Zamanla bu düşünceler iç içe geçiyor ve kişi, gerçekte hiç de öyle olmadığı halde, sanki herkes yolunu bulmuş ama kendisi geride kalmış gibi hissetmeye başlıyor. O yüzden yetersizlik duygusu tek bir nedene bağlı değil; daha çok hayat yolunda karşılaşılmış kırılgan anların, yanlış yorumlanmış mesajların ve kişinin kendine karşı beslediği yüksek beklentilerin birleşiminden doğuyor.
BK Psikoloji olarak bu duygularla boğuşan birçok kişiyle çalışırken gördüğümüz şey şu oluyor: İnsan kendini anlamaya başladığında, içindeki o ağır duygular yavaş yavaş hafiflemeye başlıyor. Biz de danışanlarımızın yetersizlik ve değersizlik hislerini fark etmelerine, bunların kökenlerini anlamalarına ve zamanla daha güçlü bir iç denge kurmalarına destek oluyoruz. Amacımız kişinin kendi değerini yeniden keşfetmesi ve kendine daha yumuşak, daha gerçek bir gözle bakabilmesini sağlamak.

